elini uzattı. şaşırdım..tutsam mı diye düşündüm bi an. sonra kararlı bi şekilde yaklaştım ve elini tuttum. kendine doğru çekti beni, sarıldı. çok huzur vericiydi ona sarılmak. bırakamadım. o da anladı baktı ve gülümsedi. utandım.. veda vakti gelmişti. dolmuş yaklaştı..bi ona bi dolmuşa baktım. kararsızdım. gitmesemmi diye düşündüm. gitmesem, hep öyle ona sarılı orda yaşlansam diye düşündüm içimden.. ama o çoktan bırakmıştı elimi. üzülerek araca bindim. camdan dışarı baktığımda bana baktığını farkettim. gülümsedi.. el salladı ..ardına bakmadan uzaklaştı.. son sözleri hala kulağımda "Çocuklara iyi bak"..:) ağzım kulaklarımda yerime oturdum. gülüyordum mutlu olduğumu sanarak. aslında keşkelerimi yine yanıma almıştım. keşke diyordum. keşke söyleseydim.. sonra susturdum kendimi. boşver ne farkedecek dedim. hiç birşey farketmemişti. haklıydım...
Perşembe, Temmuz 21, 2011
ne diyorum ben...
yarayı kaşımak ne tatlı gelir insana. kaşıdıkça canı yanar ama bi o kadar da kaşıyası canını yakası gelir bir yandan. tıpkı hayatında yaptığı seçimlerde de bunu yapar insan. birine aşık olur ama onu terkeder canı yana yana bırakıp gider onunda canı yanıyorsa eğer daha da uzaklaşmayı seçer. sever ama acı çektirir. mantıksız gelir düşünce ama her seferinde aynı şeyi yapar. sevdiğini terkeder, sevmediğini sever gibi yapar. içinden geldiği gibi neden yaşayamaz insan anlamam. ben içimden geldiği gibi mi yaşıyorum. aşkından ölsem gidip söyleyemem bile:) sahi söylesek çok mu küçülürüz o insanın gözünde yoksa çok mu seviliriz dürüstlüğümüzle. ya da gülüp geçer mi karşındaki. bilemeyiz.. birini kırmak ne kolay oysa. ya kazanmak o kadar zorki. bi kere elinizden kaçıp giden uçurtma gibidir aslında aşk. yakalayınca sıkı sıkı tutmak yerine iplerini gevşek tutarız ya da sert rüzgarlara emanet ederiz. sıkı sıkı sarmış olsak o sadece bizim olacak oysaki. yanımızdan ayrılmayan gerçek bir yürek. ne yani köle mi olcak. aşk da kölelik değilmi. bile bile esaret ya da ateş deilmi. her neyse...
Pazartesi, Ocak 24, 2011
Ne yapsam ne yapsam bir hamak alıp sallansam, kurtulurmuyum bunalımdan, hamakta sallansam...:)
"Yaşanmalımıydı tüm bu saçmalıklar yoksa olduğumuz yerde saysak çok daha mı mutlu olurduk?" son günlerde kendime sorduğum klasik sorulardan biri diyebilirim. Kafamın karışıklığı hayatımın da karışmasına mı neden oluyor yoksa hayat mı çok karışık ben mi içinden çıkamıyorum bilemiyorum. Ama bildiğim tek şey varsa biz hayatla pek anlaşamıyoruz. Aslında anlaşılması çok güç biri değilimdir, çok kolay da sayılmam fakat son günlerde ne düşündüğümü ne düşünmem gerektiğini ne yapmam gerektiğini bile bilmeyecek kadar da şaşkınım. Gelecek adına ne yapmak istediğimi bile tam bilmiyorum. Bi gün çok kararlı ne yapmak istediğini bilen biri oluyorum ertesi gün bi kalkıyorum amaan hayat nereye götürürse diyorum sonraki gün diyorum kendime sen tam da bunu yapmalısın...şeklinde giden karma karışık biri çıkıyor bi anda ortaya.
Çarşamba, Aralık 01, 2010
Perşembe, Kasım 04, 2010
Kelimeler...
Öyle zamanlar olur ki boğazınızda acı bi tat veren kelimeler vardır dışarı çıkmayı, söylemenizi ve haykırmanızı bekleyen. Bu günlerde bu acı tat var ağzımda, tüm bedenimde. Bağırmak, haykırmak istiyorum fakat her seferinde sesim kısılıyo, kelimeler düğümleniyor birer birer boğazımda. nefes alabilmekse çok zor. Olabildiğine güçlü haykırmak, kusmak istiyorum içimdeki bu düğümleri, bu kahrolası terkedilmişlikleri, kahrolası ayrılıkları.
Zor diyordu. Ne zordu. Doğrular mı, sevgiler mi. Yoksa yaşanmışlıklarmı. Geçmişi unutmak mı, yeni bi gelecek mi...Neydi zor olan. zor ne biliyor musun? zor, bırakıp giderken tüm benliği de bırakabilmekti. Ruhunu bırakıp, bedeni götürmekti. Zor buydu, sen kolayı seçtin.
Unutmaya çalışıyordun. Unuttun mu? Bence unutmalıydın da. Bende o zaman daha rahat düşünürdüm geçmişi. Daha rahat severdim ruhunu sen yokken. niye biliyormusun, varlığınla ruhunu daha da kirletiyorsun seni daha az seveyim diye. Daha çabuk unutuyum diye senin gibi. Daha basit bi son olsun diye.
Gitmek..Gitmek, kurtuluş mu, yoksa kaçış mı? Gidince mutlu olacaksan tüm gidişlerinin ardında dururum. Eğer bensiz mutluysan, git ve kendi dünyanda mutlu kal.
Cumartesi, Ekim 09, 2010
Çok zor bazen avaz avaz susmak...
Çook bunaldım...Kafeste kısılıp kalmış bir fareden hiç bir farkım yok. Nefes almak bir o kadar da zor. Kalbim atmıyor mu diye düşünüyorum çoğu zaman. Kalbim de benim gibi bedenimin bir köşesinde sıkışıp kalmış mı yoksa..O da kaldığı yerden çıkmaya çabalıyor mudur? Bunalım günleri mi bunlar? Yine nefes alamaz oldum. Yine sıkıldım, daraldım...bu dört duvarlı şehirde. Her günümün bir öncekini tekrar etmesinden başka ne var hayatımda. Taklit günler... Takvimler değişmese yaşadığımın da farkında olamayacağım çoğu zaman. Her kopardığım bir takvim yaprağı umut ağacımın dallarından yavaş yavaş giderken, kel kalmış ağacımla ben yalnız yapayalnız kalıyoruz..bu kalabalıkta.
Umutlar mıydı insanın ağacını yeşerten yoksa sevdiklerimiydi çözememiştik her ikimizde. Umutları ve sevgileri derin köklerimize yavaş yavaş gömüp üzerine ağır ağır betonlar döktük. Döktük ki yaşadığımızı söylemesinler bize diye. O beton yığınlarından farkımız kalmasın diye. Donuk, mat ve ruhsuz...
9 Ekim 2010
Cumartesi, Ekim 02, 2010
"Yaşamı anlamlı olanların, ölümü de anlamlıdır" Yaşamaya Değer
Yaşamın anlamını sorgularken internette anlamlı film izleme arayışlarım içerisinde tesadüfen bu filme rastlamam çok iyi oldu diyebilirim. Sakin, huzurlu ve bir o kadar da güzel bir film. Yaşamaya değer olduğu gibi bu filmi de yaşamımızda küçük bir zamanı ayırarak izlemeye değer olduğunu düşünüyorum.
Filmle ilgili:
Muriel Barbery'nin çok satan romanı 'L'Elégance du Hérrison'dan uyarlanan filmde, her biri kendi yalnızlığına gömülmüş karakterlerin bir apartmanda kesişen hayatlarını ele alıyor.
http://thehedgehogmovie.com/ adresinden fragmanını izlemek mümkün.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





